Kahve Makinesi Neden Kahveyi Köpüklü Yapmaz?
Herkesin bir sabah rutini vardır. Kimisi güne ilk adımını atarken hemen bir fincan kahve içer, kimisi ise gözlerini açar açmaz sıcak bir çayın kokusuyla uyandığında mutlu olur. Benimse bir ritüelim var: sabahları bir fincan kahve, yalnızca bir fincan ama o bir fincan çok özel olmalı. Kayseri’de, odamda pencereyi açıp sabah güneşiyle selamlaşırken, o minik fincanı almak, içinde kaybolan umutlarıyla her yudumu içmek benim için anlamlı bir şeydi. Fakat son zamanlarda o kahve bir türlü içimi tatmin etmiyordu. Yalnızca lezzeti değil, o köpüklü yüzeyi, kahvenin yüzeyinde usulca dans eden minik baloncuklar bile yoktu.
İlk Kez Fark Ettim:
Birkaç hafta önce bir sabah, uyandım ve her şey normaldi. O kadar normaldi ki; dışarıda hüzünlü bir hava vardı, Kayseri’nin o gri sabahlarında, insanlar belki de evlerinden çıkmadan önce son kez yorganlarına sarılırlar, bu sabah da onlardan biriydim. Saat 08:15’i gösteriyordu, saatim tıngırdadı, telefonum sabah bildirimleriyle çaldı, ama tek bir şey vardı: Kahvemi yapmak istiyordum. Hemen kalkıp mutfağa yöneldim. O an kahve makinem bana bir umut gibi geldi. O zamanlar her şey normaldi, fakat bir şey eksikti. Makine çalışmaya başladı, su kaynadı, kahve filtresinden o o güzel, tanıdık koku yayılmaya başladı. Fakat bir dakika! Hani o köpük? Neden o köpüklü kahve yoktu?
Kahvemin Eksikliği
Kahvemi dökerken bir kez daha fark ettim ki, kahvem her zamanki gibi olmalıydı ama köpüksüzdü. O köpüğün yokluğu, bana bir şeyleri eksik hissettirdi. İçimi buruk, tadı eksik, her şey eksikti. Kayseri’nin o serin sabahında, dışarıda sadece penceremin kenarına vuran damlalar vardı. Kahvemin o köpüğü olmadan her şey daha cansız, daha mat bir hale gelmişti.
“Bir kahve bir ruha benzer, tıpkı bir insan gibi. Kendi hikayemizi, ruhumuzu, o sabahın sıcaklığını yansıtmalı.” diye düşündüm, ama makinem sanki ruhunu kaybetmiş gibiydi. O eski, sıcacık kahve tarifini hatırlamak istiyordum. O köpüklü kahve, her sabahın bir nevi imzasıydı, hayatın o birkaç dakikasını anlamlı kılan. Bir fincan kahveyle birlikte başlayan umut, belki de makinenin bana verdiği şeydi. Ama bugün, eksikti, sadece kahve vardı.
Hayal Kırıklığı
Bir gün, eve gelen arkadaşım Asuman’a anlatırken de fark ettim, aslında yalnızca kahve değildi beni hayal kırıklığına uğratan. O sabahı hatırlayınca, kendimi bir hayli kaybolmuş hissetmiştim. Çayımı, kahvemi, kahve makinemin yaşadığı bu ani değişimi, bir şeylerin değiştiğini içimde hissettim. Kimse bir kahve makinesinin içindeki mekanizmaların ruhu olduğunu düşünmezdi ama ben, o makinenin içindeki kaybolan bir parçayı hissediyordum. Kahvemin köpüksüz olması, bence bir şeyin eksik olduğuna dair bana bir mesajdı.
Bir yudum alıp baktım. Makinenin içinde kaybolan o köpük, bana her sabah dünyayı daha net gösterirdi. Her yudumda bir günün tazeliğiyle karşılaşırdım. Fakat bu sabah, her şey farklıydı. Sanki kahvem bile bana bir şey anlatmaya çalışıyordu.
Bir Yudumda Kapanan Bir Kapı
Bir sabah daha, yine aynı şekilde kahvemi yaparken, bir şeyler oldu. Tam o anda fark ettim ki, kahvem bir noktada ruhunu kaybetmişti. Bir yudum alıp, kahvemi elime aldım ve pencerenin önüne geçtim. O eski güneş, o eski rüzgar yoktu ama bir şey vardı: O eski mutluluğu arıyordum. Ancak her şey hâlâ eksikti.
Kahve, sabahlarımda artık bir eksiklik yaratıyordu. O köpüklerin yokluğu, o ince ince yükselen baloncuklar, bana bir şeylerin eksik olduğunu hatırlatıyordu. Belki de hayatta, bazen kahve gibi küçük ama anlamlı şeyler kayboluyor. Fakat her kaybolan şey, bizi bir adım daha ilerletiyor. Belki de sadece bu sabahlar, kahvenin o köpüğünü hissedemediğimizde, daha fazla anlam taşıyor.
Sonuçta…
Kahve makinesi neden kahveyi köpüklü yapmaz? diye soruyorum şimdi. Cevap belki de basit: Çünkü her şey bir noktada değişir. Bazen makineler, bazen insanlar, bazen de sadece sabahlar değişir. Ama hayatta bazen bir eksiklik, bir boşluk hissettiğinde, bunun seni daha güçlü, daha duyarlı bir hale getirdiğini de fark edebilirsin. O köpüklü kahve, bir zamanlar senin hayatındaki küçük mutlulukların simgesiydi. Belki o anın geçtiğini, o sabahın o kahvenin artık geride kaldığını kabul etmek gerekir. Fakat eminim ki, o bir fincan kahve, yeni sabahlar için her zaman bir umut olacak.
Ve belki de her sabah, makineyi yeniden çalıştırmak, kahvemi bir yudum daha içmek, eski köpüğün belki de bir gün geri döneceğine dair küçük bir umut taşımaktır.